Bizi yaşamaktan alıkoyan 4 korku

tarihinde Yudum , Wengood yazarı tarafından güncellendi

Gelecekte kötü bir şey olacağı korkusu bizi insan yapan şeylerden biridir. Hayvanlar, o anda başlarına gelen ani bir tehlikeden korkabilir, ancak “olabilecek”lerden korkan sadece biz insanlarız… Kimi zaman günlük olaka bizi engelleyen, kimi zaman hayattan keyif almamızı ve huzur içinde yaşamamızı engelleyen kaygı ve korkular var. Fransa Varoluşsal Psikoloji derneği başkanlarından olan klinik psikolog Eudes Séméria’nın kitabından yola çıkarak insanı ilerlemekten alıkoyan 4 korku ve kaygı üzerine keyifli bir yazı hazırladım.

Bizi yaşamaktan alıkoyan 4 korku
Özet

Korkular bizi nasıl etkiler?

İnsanoğlunun sahip olabileceği yüzlerce fobi mevcut. Bazı korkular var ki en ilginç fobiler kadar ünlü olmasa da insan yaşamı için kilit rol oynuyor. Öncelikle korku ve fobi arasındaki fark nedir bir bakalım. Korku doğal, ve doğuştan sahip olunan bir duygu iken fobiler, korkunun takıntı ve kaçınma ile karakterize olduğu şeklidir.

👉 Daha yakından baktığınızda,  “sıradan” korkular ve fobiler arasındaki fark o kadar net değil. Örneğin karanlıktan korkan insanları ele alalım: bu bir fobi mi, değil mi? 🤔 Kaçınma davranışları bir süre sonra takıntılara yol açabilir. Ve bu durum zamanla yaşam tarzınıza etki edebilir: bütün gece televizyonu açık bırakacaksınız, panjurları açık bırakacaksınız, mümkün olduğunca geç yatacaksınız, belki yatağa kendi başınıza gitmek için çaba harcamanıza gerek kalmaması için uyku hapları ya da televizyonun karşısındaki kanepenizde uyuyacaksınız …

Belki fobi şeklinde deneyimlemiyoruz fakat hepimiz çeşitli korkulardan etkileniyoruz. Kaybetme korkusu vakasını ele alalım. Kendimize şu soruyu soracağız: Yeterince kazanıyor muyum? Sokağa düşmemek için yeterince param var mı? Eksiklik korkusu diyelim; buzdolabını dolduracağız, dolapları, kileri dolduracağız, stok yapacağız... Nüfusun yaklaşık %90'ını ilgilendiren bir korku.😬

Sonunda tüm bu korkular günlük yaşamda sorunlara neden olacaktır. Aşırı yemek yemeden tutun, mantıksız profesyonel seçimlere kadar bir çok yönden bize etkileri olacaktır. Örneğin: daha az çalışma olasılığınız olsa bile çok çalışmayı tercih etmek. Bütün bunlar ise bir dizi sonuç doğurur: Yorgunluk, aile ile daha az zaman geçirme vb... Tüm bu korkulardan kaçınmak için geliştirdiğimiz savunma mekanizmaları eninde sonunda gelir yine bize döner.

Yaşamda bize engel olan 4 korku

Psikolog Eudes Séméria, tüm bu korkuları 4 ana kategoride sınıflandırmaya karar vermiş :

  • Büyüme korkusu ;
  • Kendini onaylama korkusu ;
  • Harekete geçme korkusu ;
  • Ayrılma korkusu

1- Büyüme korkusu:

En önemli korkulardan biri. Aslında her şey bu korku ile başlıyor. Artık geçmişte kalsa da, bizlerde önemli izler bırakan “çocuk” ile yetişkin olmaya meyilli olan biz arasında yaşanabilecek çatışma. Bahsettiğim çocuk, kişisel olarak geçmişte olduğumuz küçük çocuk değil. Yaşamın kaynağından fışkıran, yaşama arzusu dolu, ham, içgüdüsel, kaotik, meraklı. Her anlamda şaşkınlığa düşebilen küçük insandan bahsediyorum. Yunan felsefesinden yola çıkarak merak eden ve soru soran çocuk. Örnek: neden yıldızlar var? Neden bunu yiyemiyorum? Neden oraya gidiyorum? Felsefe de böyle başladı öyle değil mi? Bu bilme arzusu, çocukluk dediğimiz bir şeye demirlenir kalır. Çocuklukta bu merakların hepsi içgüdüsel ve kaotiktir, bu yüzden onunla bir şeyler yapmak için onu sınırlamanız gerekir.

Bu yüzden yetişkin “sınırlarını belirleyebilen” ve “onlara saygı duyan kişi” olarak tanımlanabilir. Sandığımızın aksine bizi hapsedecek bir şey değildir sınırlar, tam tersine bizi özgürleştirecek bir şeydir. Çünkü aksi takdirde her yere dağılabilecek olan tüm bu bilgilerle bir şeyler yapmak mümkün olmayabilirdi. Yetişkin olmak, içimden ortaya çıkanları yönlendirme becerisidir.

Büyüme korkusu, kişinin ebeveynlerinin çocuğu olma statüsünü terk etme korkusudur. Çözüm, yer değiştirmek, anne babanız karşısında bir yerde konumlanmayı kabul etmektir ve bu genellikle ergenlik döneminde başlar. Kendinize dönüşmeye, büyümeye, artık eskisi gibi küçük bir bebek olmamaya başladığınızda ortaya çıkan bazı sorular vardır. Öncelikle insan bireyleştikçe insan belki de anne ve babasına baş kaldırıyor duygusuna kapılır. Bu kısmen doğru. Ebeveynler bebek sahibi olurken kapıları çarpaacak bir genç hayal etmedi muhtemelen. Yani şimdiden onlara ihanet etmeye başlıyorsunuz ama gerekli ve doğal bir şekilde! “Artık benim olan senin değil, kendimi özgürleştiriyorum, hayatımda ne yapmak istediğime kendim karar vereceğim” demeye başlıyorsunuz.

Ebeveynler bu başkaldırıyı kabul etmeli ve yetişkin olan çocuğunu özgür bırakmalı. Böylece onun büyürken hiçbir korkuya kapılmamasına izin verecektir. Kendinizi anne babanızın yavrusu olan bu çocuksu konumundan kurtarmazsanız, tüm hayatınız boyunca çocuksu korkulara sahip olmaya devam edeceksiniz.

Bu nedenle, yirmi yıldır sahip olduğunuz çocuk statüsünden kendinizi kurtarmak için ebeveyninizin boyunu aşmanız çok önemlidir. Çünkü sizi “ çocuk ” olarak inşa eden anne babanızdır. Bu durumdan kurtulmak için ebeveynlerinizi reddetmeniz gerekmez. Yapmanız gereken tek şey yetişkinlerin önünde bir yetişkin gibi yaşamayı başarmak.

Ebeveynleriniz, onları ezbere tanıyorsunuz ama gerçekte onlar ebeveyn olmanın dışında kim? Akıllarında ne var? Neler yaşadılar? Siz 5 ya da 10 yaşındayken söyleyemedikleri ama belki 20 ya da 25 yaşınıza geldiğinizde size söyleyebilecekleri şeyler neler? Ebeveynlerimizin geçmişini bilmek çok önemlidir, onların hayatlarını, belki de büyük büyük dedelerin tarihini bilmek, sizi büyütürken aşıladıkları korkuları anlamak için çok değerli. Neden size böyle bir eğitim vermeyi seçtiler? Bu soruları sorabilir ve zamanla ailemizle olan ilişkimizi sağlıklı bir şekilde inşa edebiliriz.

2- Kendini onaylama korkusu.

Büyüme korkusunun bir uzantısı. Kendini onaylamak ve kendi doğrularını savunmak ne anlama geliyor? “Bu dünyada benim yerim nedir? Benim rolüm nedir?” sorusunun cevabına yaklaşmak!

Örneğin gazeteci olan ama “gazetecilik yapıyorum” demeyi tercih eden insanlar var. Neden gazeticilik mesleğini sadece uygulayan biri olduğunu söyler insan? Biraz ömür boyu stajyer olmak gibi. İddialı olmaktan korkmak, kendinizi onaylamak bireysel içhuzur ve iyi hissetme hali için oldukça önemli. Büyümek için ailenizle olan ilişkinizde yer değiştirmeniz gerekir. Yer değiştirmek, ilişkileri de değiştirmektir.

Bu kendi kendini onaylama korkusu, özgüven oluşumuna engel olan bir korkudur. Sokakta birine adres sormak, yardım istemek, randevu almak için telefon açmak, topluluk önünde konuşmak ve hatta daha da ciddi hale geldiğinde sosyal fobi ile bile sonuçlanabilir. Kim olduğumuzu küçümseriz, ben olmaktan korkarız. Kendimizden bahsetmemeye ve sürekli başkalarını dinlemeye odaklanırız.  

3- Harekete geçme korkusu.

Çoğu zaman, erteleme davranışı olarak kendini gösterir. Erteleme veya bir şeyleri önceden planlayamama. Kendinizi 1 ay ilerisini projelendirirken göremiyorsanız, yaptıklarınızın etkisini görmeniz de zorlaşır. Ertelemenin bir başka yönü de  hayatta ilerlememekte zorlanmaktır. Bu çocuksu pozisyonda kalmaya çalışmak aynı zamanda hayatın kaygılarını inkar etmenin bir yoludur:  “Hayat çok tehlikeli, hayata girersen ölürsün”. Bu durum çocukluk döneminden yadigar bir bilişsel çarpıtmalar durumu da olabilir.

Ancak ölüm varoluşsal bir meseledir, insan olmanın bir parçasıdır. Öleceğimizi bilmekten başka türlü yaşayamayız. Ama büyümekte ve harekete geçmekte direnen yetişkinler belki de bu gerçekten kaçıyor. Çocuksu pozisyon daireler çiziyor ve ölüme giden büyük düz çizgiyi yok sayıyor. Sorun şu ki, savunma mekanizmaları gün gelir size karşı döner ve profesyonel, romantik veya aile hayatını engelleyecek düşünce ve davranış kalıplarına dönüşür.

Harekete geçme korkusunun bir diğer yönü de ruminasyondur. Orada, çemberler halinde dolaşan düşünceler, oldukça olumsuz ve isyan içindeyiz. Sorunlar sorunları takip eder ve sonuç hep en başa dönmektir. Daireler çiziyorsunuz çünkü her sorunun sonunda, bilişsel olan bir çözüm bulmak yerine başka bir sorun buluyor ve suçu ona atıyorsunuz. Bu nedenle bir noktada bu döngüyü kırmak için bir çıkış yolu bulmanız gerekir ve taşın altına elinizi koymanız gerekir.

4- Ayrılık korkusu.

Ayrılık korkusu aslında başkaları ile kurduğumuz bağlara güvenme korkusudur. Bu bağların yeterince güçlü olmadığını düşünürsem hayır demeye cesaret edemem, kendim için istediğimi söylemeye cesaret edemem. Kendi duruşumu ortaya koymak ve müzakere etmekten korkarım. Bu nedenle, tam bir bağımsızlık biçimi altında saklansam da duygusal bağımlılık geliştirebilirim.

Tüm çocukluğumuz boyunca aldığımız eğitim tarafından şekillendiriliriz. Her şey bağlamsaldır. Dünyaya geldiğimizde; 1 kaplanacak ve 1 tahsis edilecek yer var bize. Yıllar geçtikçe yerinizi alacak veya bu yerin şeklini alacaksınız. “Asla dışına çıkılmayacak” aile emirleri varsa, onları kendine sınır belirleyeceksindir. Ya da buna karşı geleceksin, çünkü sana tahsis edilecek yeri istemeyen insanlar da olabilir! Yani örneğin siz evden ayrılmazken, yurt dışına gidecek olan kız kardeşiniz de olabilir, çünkü anne babasından uzaklaşması gerektiğini hissetmiş olacaktır.

Sormamız gereken doğru sorular neler?

Herhangi bir rahatsızlık veya huzursuzluk fark ettiğiniz andan itibaren kendinize sorular sormalısınız. Sorunlar farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir; kaygı, depresyon, korku ve hatta kişinin profesyonel veya romantik yaşamında yaşadığı tekrarlayan döngüler. Örneğin; "Neden hep yanlış erkeklere aşık oluyorum?!”...

Kişinin bir şikayeti olduğu andan itibaren, kişinin bu dünyadaki konumunu, yerini sorgulaması için bir sebep var demektir! Bu iyi bir haber mi? Kötü bir haber mi? Bu noktada bakış açısı devreye girer. İnsanın kendini sorgulaması ilerleyebilmesi için ona yol açar.

Diyelim ki, hayatta olduğunuz yerden memnun değilsiniz. Peki "iyi" bir yer nedir? Doğru yeri anlamak için aşağıdaki 3 boyutta kendimize bir dönüp bakmalıyız:

  • genel olarak başkalarıyla, özellikle anne babanızla olan ilişkileriniz ;
  • dış dünyayla olan ilişkiniz, yani yemekle, uykuyla, giyinmeyle, evinizle ve eşyalarınızla olan ilişkiniz;
  • ve kendinizle olan ilişkiniz, yani aynaya baktığınızda veya zihninizin içinde kendinizi nasıl yargılıyorsunuz? Özsaygınız, özgüveniniz ne durumda?

Bu üçlü kavşağın ortasında BEN var, yani senin yerin var. Burayı değiştirmek için ilişkileri değiştirmek gerekiyor, aynı mantık!

İlişkileri değiştir:

  • Ebeveynler ile ilişki: eğer hala çocuk konumundaysanız bunu bir değerlendirin;
  • Dış dünya ile ilişki: evinize yatırım yapmadığınızı düşünüyorsanız bunu bir değerlendirin, erteleme davranışından muzdarip iseniz bu konuda kendinizi geliştirmek için bir şeyler yapın;
  • Kendiniz ile ilişki: bedeninizle barışık mısınız? Veya kendinizi küçümseme eğiliminde misiniz?

Bu noktalar üzerinde çalışın ve kişisel gelişim kaynakları, yaşam koçları veya ruh sağlığı uzmanları ile kendinizi daha iyi hissetmek için adımlar atın.

Korkularımızla ilerleyebilir miyiz? Bunların üstesinden gelmeyi nasıl öğreniriz?

Psikoterapi çok iyi bir seçenek ama aynı zamanda günlük olarak küçük egzersizler de faydalı olacaktır💪 . Yoga ve meditasyon doğal antidepresan. Ayrıca şükran günlüğü gibi bireysel kişisel gelişim egzersizleri iyi hissetmeniz için size destek olacak.

Örneğin; Kendime hayatımla ilgili neler söylerim? Ergenlik dönemini hatırlamayan çok insan var… O halde çocukluktan bahsetmeyelim. 20’li yaşlara kadar birkaç hatıra. Geçmişimizi bilmiyorsak kendimiz hakkında adil bir vizyona sahip olamayız. Bu nedenle, sadece iyi şeyler olduğunu anlamak için bile olsa,  bu anlatımı yeniden yapmak zaten ilk iş! Özellikle de sadece olumsuz şeyler olduğunu düşündüğünüzde, geriye dönüp iyisi ve kötüsüyle geçmişe dönmek iyi olacaktır.

Geçmiş hatıralarla başa çıkmak, onları konumlandırmak gerekir ve kendi yolculuğumuzun taşlarını yerine yerleştirmek önemsiz gibi görünebilir ama çok değerlidir. Affetmeyi öğrenmek, kabullenmenin bir güç olduğunu farkına varmak.

Bazen geçmiş hatıraları düşünmek ağır gelebilir ve rahatsızlık yaratabilir çünkü defansa geçmek isteyeceğizdir. Hatırlamak istemeyeceğimiz, yüzleşmekten korkacağımız şeyler olacak elbette. Çünkü başımıza gelenlerden sorumlu olmak istememe eğiliminde oluruz. Bir nevi eylemsizliğin konformizmi.

Bu tip savunma mekanizmalarına dokunduğumuz andan itibaren somatizasyonlar gelişecektir. Ciddi bir şey yok ve bu geçici! Kendinize bunu hatırlatın. Yolda olduğunuzun ve yaşam devam ettikçe yolculuğun devam ettiği gerçeğini göz ardı etmeyin. Yaşamın tutunulacak en güzel detayı budur. Genelde baş dönmesi, baş ağrısı, sırt ağrısı… birer somatik dirençtir. Hikayenizi anlatabilmek bazen zaman alsa bile, bunun ötesine geçmeniz gerekiyor.

Dönüm noktaları olarak anılabilecek dönemlerin dökümü için yılda bir satır aralığı açın. İlk başta zor olabilir, ama sonra yepyeni bir boyut kazandığınızı fark edeceksiniz. Yıllar içindeki değişim, deneyimler ve gelişim süreçleri, onlara baktıkça yaşamda var olduğunuzun kanıtı niteliğinde karşınıza dizilecek. Geçmişin bilmediğin veya unuttuğun bir parçası. Nostalji bağımlısı olmaktan bahsetmiyorum ama arada bir gidin fotoğraf albümlerine bakın, ebeveynlerinizi sorgulayın… Size ait olanı geri kazanın ve önemli bir parçanızla yeniden bağlantı kurun.

Çünkü bu korkular ya vücudunuzla ya da size ait bazı bölümlerinizle bağlantınızı kaybetmenize neden olur.

Yazar notu: işlevsel korkular

Bu makale sizi etkilediyse, kitabın fransızcasına ulaşmanız için aşağıda bir link bırakıyor olacağım. Eudes Séméria'nın açıkladığı gibi, bu korkular gelişimimize, esenliğimize, ilişkilerimize ve diğer birçok şeye zarar verir.

"Kitap linki"

Kitabında bu korkular üzerinde çalışmak için bir sürü pratik alıştırma bulacaksınız. Derin bir acı hissediyorsanız, bir psikologdan randevu almayı beklemeyin. Seanslar boyunca mutluluğunuza doğru birlikte ilerleyeceksiniz.

Ücretsiz psikolojik destek almanın yolları

🤗"KENDİNİ DİNLE, KABUL ET VE MUTLU OL! HEMEN ŞİMDİ, BAŞLA..."
#BornToBeMe

Kaleme alan Yudum , Wengood yazarı

🤩Hayatımı fiziksel ve zihinsel harekete adadım. 🖋️Yazmayı, 💭düşünmeyi, 📖okumayı ve 🔎araştırmayı çok seviyorum. 😺💕🧘‍♀️Kedim ve yoga matım vazgeçilmezim.

En yeni makaleler

50 soruluk arkadaşlık testi ✅ | Arkadaşını ne kadar tanıyorsun?

Arkadaş çevremiz bizim için önemli bir sosyal destek alanını oluşturuyor. Arkadaşların seni ne kadar tanıyor? Veya sen arkadaşını ne kadar tanıyorsun? Hiç merak ettin mi? Arkadaşlıklarınızın ne durumda olduğunu öğrenmek veya birbirinizi daha iyi tanımak için çok etkili ve eğlenceli bir yöntem var: Arkadaşın ile birbirinizi yeniden keşfetmek ve yeniden bağ kurmak için 50 soruluk arkadaşlık testi ile tanışın! Ayrıca, arkadaşlarla paylaşmak için mükemmel bir test! 😊😉

Hayal kırıklığı yaşamaktan korkmak (benim hikayemden notlar)

Hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorum. Başarısız olmaktan korktuğum için hiçbir şey yapmıyorum. Ya da içim rahat bir şekilde hiçbir şey yaşayamıyor, andan ve hayattan keyif almak konusunda kendimi sabote etmekten vazgeçemiyorum. İnsanların bana bakış şeklini saplantı haline getiriyor ve kendim olmakta zorlanıyorum... Peki hayatın bir rekabet olduğunu kim söyledi? Her şekilde mükemmel olmak zorunda mısın? Bir adım geri atarak, özgüven kazanarak ve zihnimi tekrar düzenleyerek hayal kırıklığına uğramaktan korkma eğilimine bir son vermek mümkün. Benim hikayem şöyle…

Narsist düzelir mi? Bir narsist değişebilir mi?

Narsist bir insanla tanışıp onu sevmiş bulunduysanız, muhtemelen yukarıdaki soru aklınızdan geçiyordur. Narsist kişilik bozukluğu tanısı olan insanlar empatiden yoksundur, kendisini başkalarından üstün görür. Bu durum, narsistlerle yakın ilişki kuran diğer insanları ruh sağlığı ve duygusal olarak yıpratabilir. Gerçek şu ki, narsistik kişilik bozukluğu olan bir insanda, toksik özellikler o kadar derinlere işlemiştir ki, değişme ve daha iyi insanlar olma ihtimalleri yoktur. Bir narsistin değişemeyecek olduğunu kabul etmek, ve kişinin kendine bunu itiraf etmesi, kendi psikolojik sağlığı için oldukça önemlidir.

⚠️ Narsist insanı tanımak için bu işaretlere dikkat edin!

Patronunuz, eşiniz, veya sevdiğimiz bir yakınımız... Gün gelir hepimiz narsist bir sapkınla karşılaşabilir ve yıkıcı bir sarmalın içine çekilebiliriz. Peki kimdir bu narsistler? Onları nasıl tanıyabiliriz? İşte çevrenizdeki narsist biri varsa tespit etmek için 10 işaret!

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) hakkında bilmeniz gerekenler

Ben OKB olan insanlar arasında değilim, ancak bu oldukça yaygın bir hastalık. Türkiye’de büyük toplum kesimlerinde yapılan araştırmalarda OKB'nin her 100 kişiden 2-3'ünde görüldüğü saptanmış. Obsesif kompülsif bozukluk sahibi değilim fakat, sevdiğim bir yakınım ile bu sınavı beraber verince, bir yazı kaleme almak istedim. Endişeleri nedeniyle, bir takım şeylerin uzun süre takıntılı bir şekilde kafasını meşgul ettiğine şahit oldum. OKB'yi tanımlayan şey işte budur, bu hislere neden olan anksiyete ve atakları. Peki OKB nasıl tedavi edilir? Obsesif Kompulsif Bozukluğa neler sebep olur? Hadi açıklayalım!

Kendini sınırlamana neden olan inanç kalıpları | 🚫 TOP15

"Ben zaten şöyleyim", "Ben zaten böyleyim", "Ben yapamam...", “Benden olmaz…” Kendi kendini sabote etmene neden olan sınırlayıcı düşünceler, gerçek potansiyelini küçümsemene neden olur. Kendine farketmeden koyduğun bu sınırlar, öz motivasyonunu ve kendini gerçekleştirme girişimlerini engeller. Kısacası, kendin olmanı engeller. Herkesin deneyimi kendine, ama sınırlayıcı düşünce kalıpları az çok aynı. En yaygın 15 sınırlayıcı düşünce ve inançları kendinizden uzak tutmak için önce farkına varın.

Varoluşsal sancılar : Rahat atlatmak için yardım almaktan çekinme

Hayatın bir noktasında anlamı ve amacı aramaya başlamak. Varoluşsal bir sancı yaşamak için illa “30 yaş sendromu”nun gelmesini beklemeniz gerekmiyor maalesef, ergenlik desem, lise sıraları desem... Gözünüzde canlandı mı? Varoluşsal sancılar sırasında her şeyi sorgulamak mümkün: romantik ilişkileri, iş hayatını ve hatta yaşadığınız evi, neredeyim? ne yapıyorum? Kendini sorgulamak ve hayatla ilgili tüm bu soruları sormak sizi, kararlar almaya ve her şeyi değiştirmeye yöneltebilir. Peki neden bu sancıları yaşıyoruz? Ve varoluşsal sancıların nasıl üstesinden gelebiliriz?... bunları konuşalım!

🥊 Psikolojik savunma mekanizmaları nelerdir?

Herhangi stresli bir durumdan kaçınmak için kendi kendinizi farkında olmadan "kandırıyor" olabilirsiniz. İnsanlar gündelik hayatlarını yaşarken, psikolojik dengelerini koruyabilmek amacı ile çeşitli psikolojik savunma mekanizmaları kullanırlar. Bu savunma mekanizmaları hali hazırda kişinin kötü duygu ve düşüncelerden kaçınmasını, daha az psikolojik gerilimler yaşamasını sağlıyor olsa da, sorunların asıl kaynağı da olabiliyor. Savunma mekanizmaları egonun üzerindeki baskı ile başa çıkabilmek için oluşturulmuş düşünce, tutum ve davranışlardır... En yaygın örnekleri ise; inkar veya yadsıma, erteleme, bastırma, yön değiştirme, yansıtma, mizahlaştırma, somatizasyon vb.

Yas tutan birine baş sağlığı mesajları | 🖤 Taziye mesajları

Yaşam öyle yaratılmıştır ki sonunda hep bir son/başlangıç vardır. Doğadaki tomurcuklar gibi döngümüz, devir daim mi, bilmiyorum ama ne yazık ki ölüm bizi sevdiklerimizden ayırabiliyor. Geride kalanlara ne diyeceğini bilmek zor. Yakını vefat eden birine nasıl baş sağlığı dilenir? Kelimeler bazen kifayetsiz hissettirse de güçlüdür. Bir acıyı dindirmiyorsa da en azından biraz olsun yatıştırabilir. Sıradan bir “başın sağolsun” yerine çok daha içten, doğal ve samimi taziye mesajları örnekleri baş sağlığı dileklerinizi iletmek için size yardımcı olabilir.

Toksik romantik ilişkilere dair 10 kırmızı çizgi 🚩

Toksik bir ilişki aslında sinyallerini tanışma veya flirt aşamasında veriyor. Bu yüzden toksik bir ilişkiye başlamamak için tehlikeli sinyallerin bir listesini yapalım dedik. İçinde bulunduğun ilişkinin toksik olduğunu gösteren 10 kırmızı çizgi! 🚩

🎧 Spotify

İşe gidip gelirken, yürüyüşe çıkarken, yemek yaparken veya uyumadan önce size eşlik etsin. Wengood Podcast serisi: RDV Coaching'i kaçırma! 

🎥 Youtube

Aslı ile Yoga seansları!

Mentor Özlem Şen ile RDVCoaching serisi Youtube'da da devam ediyor olacak! 

Kanala 💜abone ol , 🔔 bildirim zilini aç ve tabii, 👍videoları beğenmeyi ve ✍🏻 bize yorumlardan ulaşarak hangi konularda içerik istediğini söylemeyi unutma!

Ayrıca: En sevilen içerikler, günlük mutluluk, destek ve motivasyon dozları için; 

Instagram📸

📍Pinterest